cezayir

<bkz: ismi ve kaderi aynı olan ülkeler>

ayriligin ilk gunu

trenin kalkacağını biliyorsunuzdur, ya yolcu eden olacaksınızdır ya da giden. tek kestiremediğiniz budur. çünkü ertelemektesinizdir kaçınılmazı.

sonra cumalardan bir cuma tartışırsınız sanal pencerede. ardından telefonda.
"kaderin önüne geçilmiyor" der sevgili. birazdan eski sevgili olacaktır. çok şey söylenir öncesinde sonrasında. ama aslolan budur; "no fate" için zayıftır bu ilişkimsi, kaderle ilişkilendirilebilir ancak. beklenen son gerçekleşir....gerçekleşmesine de....nedendir bu iç kanama?

sevgiliyle yasanan komik diyaloglar

otomobilde denize karşı müzik dinlenmekte, radyoda çok romantik bi parça çalmaktadır. sevgilinin düşünceli, mahsun hali dikkat çeker. kızkişisi bu duygusal anı üstüne alınmak üzereyken sorar:

she: ne düşünüyosun aşkım?
he: aşkım yarın bayramın üçüncü günü ya, işe gitsem mi gitmesem mi onu düşünüyorum.
she: ...!

cry for the moon

elde edilemeyecek birşeyi istemek anlamındaki ingilizce deyim.

post

gelenekçiyle modernin arasını yapan

-postmoderne gönderme-

ayrilik

zeki biri: bekliyorum
esra'rlı biri: neyi?
-----susuş--------
esra'rlı biri: bitmesini!! bitmesini bekliyorsun değil mi?
-----susuş--------
esra'rlı biri: bitti öyleyse.

----esra'rlı ve zeki bir denemenin saçmasapan sonudur---

ilgisiz sevgili

arafta kalma sebebidir. tez vakitte gidilmelidir ki cennetin yolu bulunabilsin. bulunur mu her zaman? dünyada cehennemi yaşamaktansa, aramaya inanmak daha iyidir.

leyla

98 "aşk yüzünden" albümünden

ve söyle,

"hayat niye kirlenir?"

kalp agrisi

cezmi ersöz sözlü, ilkay akkaya sesli leziz mi leziz, can yakıcı mı yakıcı parça

"ey kalbimin ağrısı
ver elini
çıkalım seninle
soluksuz kalmadan sessizce
bu karanlık, uğultulu ormandan
(..) "

dina kaki

2005 yapımı kazım koyuncu'yu konu alan belgesel. yönetmeni serap kervancı.

koyverdun gittun bizi

kirk oda

"çocukluğumuzdan beri masalın bir yerinde karşımıza çıkar: kırkıncı oda yasağıdır bu. üstelik anahtar elimize verilmiş, seçim bize bırakılmıştır. sancılı bir ilikemin ortasında kalakalırız. sonunda insan aklı ve duyarlılığı; bilme ve öğrenme tutkusu; tanıma ve anlama merakı, cezası ne olursa olsun anahtarı seçer"

murathan mungan

<bkz: kırk oda>

kadikoy sanatcilar sokagi

nazım'a giden yol! kapanmamalı!!

sicak tutsun diye laptopu karnin uzerine koymak

çok fonksiyonlu bir yöntemdir:
<bkz: üşümüş ellerin laptop altına sokulması>

dusu ne biliyorum

zaman kedisinin peşine takılıp, arka bahçeyi terkeden nilgün marmara şiirlerinden


kimdi o kedi, zamanın
eşyayı örseleyen korkusunda
eğerek kuşları yemlerine,
bana ve suçlarıma dolanan?

gök kaçınca üzerimizden ve
yıldız dengi çözüldüğünde
neydi yaklaşan
yanan yatağından aslanlar geçirmiş
ve gömütünün kapağı hep açık olana?

yedi tül ardında yazgı uşağı,
görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o
ve bağlanmıştır körler
örümcek salyası kablolarla birbirine
sevişirken,
iskeletin sevincini aklın yangınına
döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.

yine de, zaman kedisi
pençesi ensemde, üzünç kemiğimden
çekerken beni kendi göğüne,
bir kahkaha bölüyor dokusunu

düşler marketinin,

uyanıyorum küstah sözcüklerle:
ey, iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!

donus

<bkz: vozvrashcheniye>

vozvrashcheniye

yönetmenin "bitirdiğimde 100 kişi izlese bana yeter" dediği film, 50 ülkede gösterime girmiş ve 29 ödül kazanmış. yönetmeni andrey zvyangintsev.

iki erkek kardeş yıllardır babalarını görmemişlerdir. öyle ki onun "o" olduğuna karar vermeleri için aile fotoğrafındaki "adamla" karşılaştırmaları gerekmiştir. tekrar varlığına alışmaya çalıştıkları babalarıyla birkaç günlüğüne gezintiye çıkarlar ve film ilerler...filmin beni en çok etkileyen yanı "rengiydi". yeni durumun muğlaklığı, sıkıntısı iç karartmaktaydı ve çekimler de tam olarak bu renkteydi! baba iyi biri miydi? çocuklarına davranışları sert mizaçlı bir öğretici tavrı mıydı yoksa sadece "pisliğin teki" olduğundan mı? karar verememişken film biter, adam tüm sırları, bilinmezliği, çocuklarına verdiği "dönüş yolu" öğretisiyle sessizliğine gömülür.

yönetmen, babanın sır sandığını açmaya gerek duymaz, size de bağımsız sinema işte! deyip, merakınızla köşenize çekilmek kalır.

lakposhtha ham parvaz mikonand

savaş sonrası ırak'ta çekilen ilk film.

patlamamış mayınları satarak geçinen en büyüğü 13-14 yaşlarındaki çocuklardan oluşan bir çete...birkaç dolar için kaybettikleri bacakları, elleri. diğer yandan küçük kadın agrin...savaş sırasında köyü basılan, anne ve babası öldürülen, tecavüze uğrayan ve ailesinin katilinden bebek doğuran bir küçük kadın. ırak'taki kaç kadından biri?? bir kadın, babası celladı olan bir bebeğe -herşeye rağmen- annelik yapabilir mi? soruları dolaşır aklında. bilirsin ki yapamaz. küçük kadınlara yaşam, sana film öğretmiştir. o bebekle birlikte yaşanamaz, olsa olsa ölünür. film ilk karesinde söyler zaten ama sen farketmezsin. sonunda gözünün içine sokar. kabullenirsin. yaşamda olduğu gibidir herşey. başka insanların/ ülkelerin başına geldiğinde "baktığımız ama görmediğimiz" ta ki yaşayınca anladığımız herşey gibi

turev

42. antalya altın portakal film festivalinde en iyi film ödülünü almış ulaş inaç filmi. hareketli kameradan film deneyimi, -napsam da kendimi mutsuz etsem?- bünyelerine bir bakış ve "gerçekler yalanların türevidir" cümlesiyle izlenesidir.

pred dozhdot

iç savaş dönemindeki makedonya, görünmez duvarlarla ikiye ayrılmış mahalleler, geçmiş zamanın komşuları, yeni zamanın düşmanları ve "yaşama taraf, savaşa karşı" bir yönetmenin ilk filmi.

"çember yuvarlak değildir"
"zaman asla ölmez"
"barış kural değil, istisnadır" repliklerini belleklere kazımıştır. başlayan, gelişen sonlanan döngüyü kırar ve bir çemberin etrafında sonlanır-gelişir-başlarsınız.